Ne kadar zaman geçti,
Ne kadar bekledim böyle…
Uzun uzun hasretler oldu zaman,
Bitmemiş şiirlerde köşe başlarında
Bıraktığımız gibi olmuyor her şey
Sen merak etme ama
Aşkın kalbimde…
Ne zamandır içimde,
Şöyle uzak denizlerde rüzgarlar görmek
Kokusunu duymak, sana adamak güzellikleri
Bırakıp gitmek, ne zamandır
İçimden geçen,
Boğazda bir akşam, yalnız gemiler gibi
Ne zamandır, ağlamadım şöyle
İçimde sen, düşersin diye…
Aşk en güzel yaşayış insana düşen…
Ne bulduk ki şu hayatta senden başka ?
Duman duman neydi içimizde gezen ?
Yağmurlar olup yaşamak işte,
Bütün bildiklerimden uzakta..
Bütün bildiğim farklı değil ya senden
Neyse…
Unut bunları, çok şey zor akılda kalır..
Babadan oğla tembih gibi tut yalnızca bunu
Aşkın kalbimde…
24 Haziran 2008 Salı
15 Haziran 2008 Pazar
SUZ-İ NAK BESTE
Hangi baharlar kaldı ki ömrümde
Hangi susuşlarla teskin ettim yüreğimi,
Ne kadar tutar bu yürüdüğüm yollar?
Ve söyleyebilirmiyim sevdiğimi?
Yakınlaşır akşam,
Burun deliklerimizden kalplerimize siner..
Uyanır uykudan hüzünler,
Damarlarımdan çekilir yaşam...
Hiç bitmez bu yalnızlık,
Hüzünden keyfe bir rüzgardır eser,
Sorsan sanki hiç karşılaşmamışız
Adımı bilmez kim bu serseri der...
Hangi baharlar kaldı ki ömrümde,
Kimin içine açıldı aslında bu gözler,
Bir büyük bahçeydi, kuruldu yürekte..
Kime saklanmış bu en güzel meyveler ?
Susuşlarla yaktım yüreğimi,
Külü işte bu sevda, bu yaşlar ve şiirler işte
Ne varsa koydum içine ve döktüm benzini
Ateş aldı herşey bir tek benz’in kaldı içimde ...
Ne kadar tutar bu yürüdüğüm yollar,
Paha’sı varsa, eder mi Aşk kadar?
Yahut bedelimidir hala peşindeysem ?
Üzülüp, üşüyüp, düşündüysem ...
Ve söyleyebilirmiyim sevdiğimi?
Bu kadar zaman geçtikten sonra,
Bir vapura koyup bütün gitmeleri,
Savurmalıyım bizden uzaklara ...
Sonu olmalı bütün şiirlerin...
Bütün sevdaların ve hayatların,
Göçerken buradan yaşlı ve yorgun...
Suz-i nak makamında, o besteyi duymalıyım ...
----------------------------------------------------------------------
Pencereye dayanmış,
Gözyaşıyla ıslanmış bir yanak,
Yağmurda yağıyorken,
Okuduğu mektuba fon olmuştu beste-i suz-i nak
Hangi susuşlarla teskin ettim yüreğimi,
Ne kadar tutar bu yürüdüğüm yollar?
Ve söyleyebilirmiyim sevdiğimi?
Yakınlaşır akşam,
Burun deliklerimizden kalplerimize siner..
Uyanır uykudan hüzünler,
Damarlarımdan çekilir yaşam...
Hiç bitmez bu yalnızlık,
Hüzünden keyfe bir rüzgardır eser,
Sorsan sanki hiç karşılaşmamışız
Adımı bilmez kim bu serseri der...
Hangi baharlar kaldı ki ömrümde,
Kimin içine açıldı aslında bu gözler,
Bir büyük bahçeydi, kuruldu yürekte..
Kime saklanmış bu en güzel meyveler ?
Susuşlarla yaktım yüreğimi,
Külü işte bu sevda, bu yaşlar ve şiirler işte
Ne varsa koydum içine ve döktüm benzini
Ateş aldı herşey bir tek benz’in kaldı içimde ...
Ne kadar tutar bu yürüdüğüm yollar,
Paha’sı varsa, eder mi Aşk kadar?
Yahut bedelimidir hala peşindeysem ?
Üzülüp, üşüyüp, düşündüysem ...
Ve söyleyebilirmiyim sevdiğimi?
Bu kadar zaman geçtikten sonra,
Bir vapura koyup bütün gitmeleri,
Savurmalıyım bizden uzaklara ...
Sonu olmalı bütün şiirlerin...
Bütün sevdaların ve hayatların,
Göçerken buradan yaşlı ve yorgun...
Suz-i nak makamında, o besteyi duymalıyım ...
----------------------------------------------------------------------
Pencereye dayanmış,
Gözyaşıyla ıslanmış bir yanak,
Yağmurda yağıyorken,
Okuduğu mektuba fon olmuştu beste-i suz-i nak
4 Haziran 2008 Çarşamba
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
