Bir an sıkışır zaman, haber vardır, dönme başlamıştır ruhtan… An sıkışır, solgun yüzlerde beyazlık, üşür bedenler, görmeyle anlaşılır ki; öte gözlerden..
İnsan nasıl sarsılır ki böyle içinden, yürekler nasıl yaralanır, bedenler çırılçıplak burada kalırken… Ölmek hangi sonun başlangıcıdır ki, böyle ağıtlarla karşılanır?
Bırak gitsin, unutma ama bırakıp gittiğin o değil ki ellerinden, insandan ruh çıkarsa eğer ne kalır? Güzel bir gündü hani söğütlerin altında yatarken sen, üstünden geçen bulutları izlediğin kimdi ve yakışmaz ona değil mi topraklarla sarmalanırken?
Bir an gelir zaman sıkışır ve patlar, kulakların olmadan duyduğun en güzel melodiler eşliğinde, görmekten çok, anlayarak aklını kullanmadan… An olur ölmüşsün derler, etrafında dualardan rengarenk kelebekler…
An gelir, zaman gider, toprağa düşersin filiz verir ruhunda kelimeler, kelimelerde bedensiz, kelimelerde sessiz.. Her ölüm bir düğün, her ölüm bir vuslattır. Ölümde bir hayattır, istenmeden verilen, hep verilmeyle istenen... Ölmektir hayat diye başladığın şeyin sonu, ölmektir hayata başladığın şeyin başı, ne kadar çabaladın beden surlarında kalmak için ve ne güzeldi değilmi, çıkmaya cesaret edip yaptığın seçimin?
Bugün burada ölümden bir alacağım var, şimdi hayat yaşayacağım var… Bu yüzden ayaklarımdan daha aşağıda olmalı başım ve yüzüm daha solgun daha beyaz..
Her ölüm bir kere gelir ve hayat kimilerine verilir…
Dilek için...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder