3 Aralık 2008 Çarşamba

AKŞAM OLDU

Akşam olurdu,
Gizli gizli bakışırdık…
Yağmurlar yağardı kalbimizde,
Akşam olurdu,
Issızlıkla kalırdık…

Sen senin bildiğin dünyaların prensesi,
Her hükmün karasevda,
Hiç bilemedin kimi sevdiğini…
Akşam olurdu,
Her gözden uzak, ben sana hasret…

Ben bütün şehirlerin en şahane serserisi,
Ateşler yakıp çöp tenekesine,
Isıtırdım hayalini…
Akşam olmuştu,
Yürekler çok geç artık…

Gençtik ama,
Bir çocuk nasıl sevmişse bir şekeri
Seni öyle sevmiştim,
Bu şiirdi delili,
Bu akşamda yazılmış hükmü…

Akşam oldu,
Bütün yürekler yalnızlığa çekildi şimdi…

2 Ekim 2008 Perşembe

...

Nicedir kalbimde bir leyla sıkıntısı, nicedir çöllerden göç etmişim içimin, çorak topraklarına… Yağmuru senden bir yaşamak nicedir hayalim…
Hani içinde binlerce tomurcuktan bir deniz, kokusu gizli, iç çekişlerimde… Hani ağlamanın arındırıcı bir yüzü vardı ona sürmek için yüzümü, hani ben mecnundum ve leyla çölde fırtına… O leylayı bulmak için… Kaybetmek için kendimi, sakladım yüzümü.. Sureti Leyla olsun diye, taşıdım bedenimi.

6 Eylül 2008 Cumartesi

BEN


Yansa kavrulsa bu ben,
Yok olsa, bir ah demem…

14 Ağustos 2008 Perşembe

ONLAR...

Dikilmişler ayağa dağlar gibi
Yüreklerinde kutlu bir hicret
“Siz onları duruyor sanırsınız”
Onlar ki şu alemin ışıklarıdır ilelebet…

1 Ağustos 2008 Cuma

Olduğu gibi

Gitse,
Gittiği yerde özlenir…
Kalsa,
Tüm ömrünce sevilir…



Şuraya bak,
Denizin olduğu yere
Rüzgara söylediğimiz türküler
Sevdalarda sarhoş kalpler geçiyor.



Sen,
Bir dağ menekşesi,
Kalan bulut dünkü fırtınadan,
Yağan yağmursun,
Süzülen camlardan…



Aşk “Bela”dır ki
Görünce Sevgiliyi,
“Bela” dememizden belli…

Aşk öyle bir “Bela”dır ki
La bilmeden
Yürümemizden belli …

27 Temmuz 2008 Pazar

Düşünüyorum; Öyleyse yoksun Sevgili

Düşünüyorum öyleyse yoksun Sevgili… Bu dünya var, ben varım, ihtiyaçlarım var, ama sen yoksun. Büyük anlamlar yüklemiş olmalıyım dünyaya, rahat gelecekler düşlemiş olmalıyım yoksa neden düşüneyim ki? Akıllı olmakla övündüğüm oluyor ve bazen sevgilide düşlediğim oluyor..

Düşünüyorum Sevgili seni, saçının renginden, ellerinin ölçüsüne, giydiğin kazaktan, taktığın tokana.. Nerde tanışmak istediğimi biliyorum seninle sevgili, ne zaman evleneceğimi biliyorum. Yürüyeceğimiz yollardan geçiyorum kimi zaman, anlatacağım hikayeleri tekrar ediyorum kendime, bir yerde duraklayıp içinde bulunduğumuz anın neşesi kaçmasın diye! Biliyorsam bu kadar sen varmısın ki sevgili?

Yaşadığım bu “bilin” çağında, bu kadar aşikarken, sevgilim olabilirmisin sevgili, hergün seni arzularken, bir gün bulabilirmiyim suretini? Hollywood filmlerinin masallarında kaybettim belki de seni, film şeridi gibi mutluluklar kurdum sinema koltukları gibi rahat hayatlar.. Sonunda hep en mutlu bizim olduğumuz senaryolarda yaşadık…

Sevgili sana ait bir şeyler kaldı mı? Seni sensizliğinde yaşayıp tükettim. Seni aradığım bu hayatımda, karşıma çıkan kızların içini görebiliyorum ama ruhunu değil, bana olan ilgilerini hissediyorum ama sevgilerini değil.. “Aşka” bulandığımız bu çağda sevgili, sana kala kala seviyeli beraberliklerimiz kaldı şehvetin kucağında…

Bütün bunları düşünürken ben, Sen olabilirmisin sevgili? Olursan eğer, yaşayabilirmisin peki…

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Zülfüne kalsa perişan eylemezdi dilleri
Anı da tahrik eden bad-ı sabadır neylesin

Nef'i

24 Temmuz 2008 Perşembe

Bülbülün Rengi



Güle olan sevdasından
Bülbül gül renginde
Aşk kurtarmış onu zamandan
Ötüşü, uçuşu gül renginde

21 Temmuz 2008 Pazartesi

MEÇHUL

Gözlerinin buğusu dünkü yağmurdan,
Sözlerinde ki sitem?
Ya ellerin, neden soğuk?

Sevdayı ikiye böldük ayrılırken
Seninki bende kalmış,
Benimki meçhul…

Bize yollar gözüktü ah yar

20 Temmuz 2008 Pazar

EĞER

Eğer suretten yürünürse Aşk’a
Ve korda yanarsa alev alev
Suyla harlanırsa ateş…
Eğer dönüpte bulan,
Durupta bakan,
Gezipte anlatan,
Aşktansa…

Yönsüz kalbimde bir düzlem
Şekilsiz renksiz resimlerde
Renk aheng Sen
Eğer sensen kesin bir bilişle
Düşmüşlüğüm yok o zaman
Yok düşmanlığım
Bu çektiğim kendimle
Eğer kendimden sıyrılırsam Sen’inle
Kuyu’da da doğar güneş,
Çalı’da da yanar ateş…

Eğer kendimden sıyrılırsam
Suretten Aşk’a
Seninle
Söylenen her şey mecazda…

17 Temmuz 2008 Perşembe

Makam-ı Yar

Akşam olmuş bozuk saatin zembereğinde
Gönül kırık bir mızrap,
Gezinen yarin tellerinde …

12 Temmuz 2008 Cumartesi


Ömrümce hep adım adım heryerde seni aradım
Ben kalbimden başka yerde inan seni bulamadım...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

HİÇ

Bir yüzü Hasret;

Islak caddelere verdiğinde ağaçlar son yapraklarını; cümlesiz ahlar olur, varlığın gönül dilinde… Kadim bir bilgedir zaman, döker elimize hasreti, vuslat var olur sonra, şiirler yazılır, gönüle düşmüşse bu Aşk, O zaman alacağın vardır Vuslattan.. Bu hasret Sevgilidendir.

Bir yüzü Vuslat;

Şarkılar söyleyin, davullar çalın, düğünler olsun.. Sevgili çaldı kapımızı, bize bırak peşimi demeye gelmiş… Ona gönlümüzü sunduk, ayaklarını silsin diye, O yere attı, bize bu vuslattan işte bu en güzel şarap kaldı…

2 Temmuz 2008 Çarşamba

AŞIKLAR NEREDE

Çığlıklar koptu, yürekler asıldı…
Yazılmamış şiirdi bu aşk,
Kim, hangi bedende yaşadı ?

Mahşerden bir gün artmıştı önceye,
Şimdi burada O karşımda durdu,
Elinde fermanım,
O yoksa gitmeyeyim dedim cennete de…

O olursa, şurada şu mavi gecenin altında,
Unutmuş olursam bile sevmeyi, alsın bu yüreği
Bıraksın ayağının kuytularına,
Kaç gündür ömür, O’nun için yaşanmadıysa…

Onun için yaşanmadıysa, onun adını atmadıysa bu kalp,
O zaman söyleyin anam gözyaşlarını göndersin bana,
Dualarını da ekleyip damlalara,
Serpsin kuruyup , çatlamış kalbimin toprağına…

Aşıklar nerede?
Bu sorunun izini sürüyorum kalbimde

24 Haziran 2008 Salı

AŞKIN KALBİMDE

Ne kadar zaman geçti,
Ne kadar bekledim böyle…
Uzun uzun hasretler oldu zaman,
Bitmemiş şiirlerde köşe başlarında
Bıraktığımız gibi olmuyor her şey
Sen merak etme ama
Aşkın kalbimde…

Ne zamandır içimde,
Şöyle uzak denizlerde rüzgarlar görmek
Kokusunu duymak, sana adamak güzellikleri
Bırakıp gitmek, ne zamandır
İçimden geçen,
Boğazda bir akşam, yalnız gemiler gibi
Ne zamandır, ağlamadım şöyle
İçimde sen, düşersin diye…
Aşk en güzel yaşayış insana düşen…

Ne bulduk ki şu hayatta senden başka ?
Duman duman neydi içimizde gezen ?
Yağmurlar olup yaşamak işte,
Bütün bildiklerimden uzakta..
Bütün bildiğim farklı değil ya senden
Neyse…
Unut bunları, çok şey zor akılda kalır..
Babadan oğla tembih gibi tut yalnızca bunu
Aşkın kalbimde…

15 Haziran 2008 Pazar

SUZ-İ NAK BESTE

Hangi baharlar kaldı ki ömrümde
Hangi susuşlarla teskin ettim yüreğimi,
Ne kadar tutar bu yürüdüğüm yollar?
Ve söyleyebilirmiyim sevdiğimi?

Yakınlaşır akşam,
Burun deliklerimizden kalplerimize siner..
Uyanır uykudan hüzünler,
Damarlarımdan çekilir yaşam...

Hiç bitmez bu yalnızlık,
Hüzünden keyfe bir rüzgardır eser,
Sorsan sanki hiç karşılaşmamışız
Adımı bilmez kim bu serseri der...

Hangi baharlar kaldı ki ömrümde,
Kimin içine açıldı aslında bu gözler,
Bir büyük bahçeydi, kuruldu yürekte..
Kime saklanmış bu en güzel meyveler ?

Susuşlarla yaktım yüreğimi,
Külü işte bu sevda, bu yaşlar ve şiirler işte
Ne varsa koydum içine ve döktüm benzini
Ateş aldı herşey bir tek benz’in kaldı içimde ...

Ne kadar tutar bu yürüdüğüm yollar,
Paha’sı varsa, eder mi Aşk kadar?
Yahut bedelimidir hala peşindeysem ?
Üzülüp, üşüyüp, düşündüysem ...

Ve söyleyebilirmiyim sevdiğimi?
Bu kadar zaman geçtikten sonra,
Bir vapura koyup bütün gitmeleri,
Savurmalıyım bizden uzaklara ...

Sonu olmalı bütün şiirlerin...
Bütün sevdaların ve hayatların,
Göçerken buradan yaşlı ve yorgun...
Suz-i nak makamında, o besteyi duymalıyım ...

----------------------------------------------------------------------

Pencereye dayanmış,
Gözyaşıyla ıslanmış bir yanak,
Yağmurda yağıyorken,
Okuduğu mektuba fon olmuştu beste-i suz-i nak

4 Haziran 2008 Çarşamba

ELİF


Aşk’a dikilmiş bir harfsin sen,
Noktadan sonra,

Alemde tek nefessin sen,
Can veren soluğunla

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Bir ayrılık hakkında şahsi düşünceler...

Akşam olmuştu her zamankilerden
Bir mum yakılmıştı odada
Buhurlar yanmış..
Sesler çökmüştü içine..
Sonra akşam geçti üzerimizden
Kalplerde dua renk fikirler
Mumlar kendi odalarında
Ateşleri içimize kaldı..
Ateş içimizi yaktı,
Demir gibi yandık.. Sonunda yine biz kalarak..
Biz kalarak nereye varabildik ki..
Sen hüzün düzenbazı, ben aşk yoksulu
Sevgi firarı...
Saatleri tekrar kurduk, bilinmeyen bir günde
O günde uyanalım diye ..
O gün gelmedi mi?
Yalan mı yaşadık...

Kelimeler nihayetsiz,
Ve kifayetsiz..

Sen şarkı söyle bugün,
Buselik makamından...

AŞK İŞTE

Aynı kelimelerden yüzlerce başka anlam
Her harf tek bir nefes,
Bakış ilk anda kilitli
Ve kalbe düşünce aksi
Ona suretler giydirdik
Aşk işte
Tüm suretler sensin sevgili

Söylenmeden anlayınca sözleri
Bakmadan görünce
Kalpte çınlayınca, akıldan ayılınca
Başka bir alem olur sana ömrün
Bileceğin başka ne var ki
Aşk işte,
Var olan herşeyden öte...

27 Nisan 2008 Pazar

Al-i İmran (62)

İşte, gerçek kıssanın ta kendisi budur. Allah'tan başka ilah yoktur. Ve Allah, elbette Azîz'dir, elbette Hakîm'dir.

22 Nisan 2008 Salı

PENCERENDE IŞIK

Pencerede ışık,
Ruhumda çoşku,
Pervane ne, dönmüşüm işte
Düşmüşüm peşine..

Akşam yalnız,
Son yolcuda gitmiş evine,
En güzel şarkılardan
Sana fısıldadığım hikaye…

Yorgunum yollara dönmekten
Kalın bir kitap elimde,
Saçlarına değmiş çiğ..
Ve başlamış bir sevgide…

20 Mart 2008 Perşembe

HAYAL-İ AŞK

Önce bakışı vardı,
Sessiz, yoksul çöllerimdeyken ben
Adını bilmediğim kentlerde bir sevda dilenirken
Penceresinde tül kıpırdadı önce,
Saksılar irkildi, bir an çiçekler ona döndü..
Sokak aydınlandı, bahar yüzünden gelir gibi
Bakışın yüreğimde çaktı..
Gözbebeklerin ruhumda,
Açıldı hatıraların geçidi..
Kendimi buldum kalu bela’da…

Bakışını görünce Leyla demek kolay,
Sinmiyor içine insanın eskisi gibi hiçbirşey
Mesela şu gelen bahar, boğaz mesela
Vapurda demli bir çay…
Bakışın bir emir gibi gelince Aşk’tan
Utanır insan mecnundan dem vurmaktan
Oysa gözlerin, açılmıştı bahardan en güzel meltem gibi..
Bekledim, bekledin biliyorum..
Ama utandım bunu sana anlatmaktan..

Sonra aşkı geldi, yağmurda bir akşam
İstanbul’da dua gibi bir akşam…
Yüreğini bir tutsam, şairler utanacak bir daha yazmaktan..
Madem ki mecnuna özenmişliğimiz,
Ve masallar anlatıyorum kendime,
Senden aşkından,
Sıcacık oluyor heryer, konuşuyorsun, dinliyorum
Dua eden melek oluyor, toprak oluyor şu an
Gel diyor gel gel gel …
Muradımız İstanbul’dan…

BELA

O gündü hani sorulmuştuda belalara demiştik, sen yanımdamıydın sırtımda bir ürperti … Sonra bir harmandır olmuştu da sırça köşklerden derin çukurlara girdik, şikayetim yok lakin … Lakin kaybolmuşmuydun, kaybolmuşmuydum ? Bir hengamdır sürdü, Ben Yusuf’un izinde, gözlerim yüreğimde …

Sonra seni söyledi, kalbim… İlk yazımdı ömür sokağında, ömür bir çıkmaz sokakta .. Seni söyledi ve razı oldum, gelmezsen gelmeyişine, geleceksen yüreğine.. Ömrüm benden çıktı çıkalı, bir güzelin hesabına yazıldı ve ben sefil köle Selman’a özenmiş …

Bakmayı Yakup’tan öğrendim öğreneli, içimde tutuşmuş bu ateş yoldaşım oldu benim.. Memnunum aşkın zindanında, Yusuf’u gördüm göreli… Nefsime cellat oldum, Züleyha o bıçağı elime verdiğinden beri...

19 Mart 2008 Çarşamba

Üçü 1

Aşkı bilemedin mi sen ?

1- Önce açıldı o gül, baharların melteminde yaprağı… Güneşe verdi yüreğini, büyümek beklediği değildi, bilemedi güneşin onu beslediğini. Sonra bir bülbül oldu o bahçede, bahçe bir gül bülbülün yüreğinde, kokusu yüzyıllar ötesinden. Bülbül tanıdı gülü, hiç bilmediği bir makamdan bastı, kemanın teline.. Şarkılar çaldı sonra makamı efza ve söyleyeni oldu…


Candle in the Night


2- Geceydi, döndü dolaştı bir kelebek, gece kelebeği.. Alışmıştı karanlığa gözleri renk nedir bilmeden uçtu uçtu . Ve bir gece –ki 7 günlük ömründe- mum yakmıştı akşamlara, penceresinin önünde mumun sahibi. Gece kelebeği mumu gördü, mum sanki bir gül yüreğinde unuttuğu.. Renkleri gördü mumda, döndü dolaştı sarıdan kızıla, mum nerden bilsin, sandı yanan benim ve bensem, ateş bende..
Gece kelebeği sevdi renkleri, sustu, muma yandığın ateş benim demedi.

Aşk

3-Kırgın kalbin kuytusunda, kelimeler kusuyorum geceye.
Elimde kalemden bir hançer, vuruyorum aşktan en acıyan yerime
Adı oluyor, yaralarım, şiirler adıyorum dönüşüne..

Hayatın anlamlarını buluyorum, ona söylediklerimde
Şaşırıyorum ne zaman biliyordum bunu, kim koydu kalbime
Gidişine mumlar yakıyorum, kelebekler ağlıyor ateşinde …

7 Mart 2008 Cuma

Eski Sevda

Bir daha görmedim onu
Hanımeli yağmurundan sonra
Ve dalgaların sesleri hala kulaklarımda
Sahilde limana çarpan …

Bizimkisi bir sevda değildi belki
Ama onun muadiliydi
Sahilde yürümekten
Ayaklarım usanmıştı
Kalbimse bir an bile durmadı …

Uzun dalgalı saçlarının gölgesinde
Karşıladığım bahardı …
Adını buldum sevda künyesinde
Aynısından yaptım kalbime …

29 Şubat 2008 Cuma

BEN

Ben yalancı baharların
Dikensiz gülüydüm,
Rüzgarın hiç esmediği bir diyarda
Pembe yapraklarımla övünürdüm ...

Ben yağmuru olmayan
Güzel bir yağmur bulutuydum
Gökyüzünde gezer
Gördüklerimle avunurdum ...

Ben ötmeyi bilmeyen
Muhabbet kuşuydum,
Kafeste dolanıp
Güzelliğimle sarhoş olurdum ...

Ben büyük sahrada
Çöl kumuydum
Sonbahar kış bilmeden
Yaza vurulmuştum ...

Ben kendini ateş zanneden
Yanmamış bir kömürdüm
Görünce aşk içinde ALEVİ
Yanmaya başladım ...

SEVDİM

Sana söylemedim mi
Çok sevdim,
Daracık yollardan, geçip
Taş duvarlı evlere atardık kendimizi
Balık ağlarından balıkları ayıklardık
Ayıklayıp denize atardık
Kokusu yeterdi ...

Kokusu yetmeyince,
Sevdim ...

Sana söylemedim mi
Çok sevdim,
Kalbim çatlardı heyecandan,
Daracık yollardan geçsin diye beklerdim ...
En güzel ayranları annesi yapardı,
Gidip ayran içerdim,
İçerken beyaz bıyık yapardım

Bembeyaz teni ve kokusunu duyunca
Sevdim ...

Sana söylemedim mi
Çok sevdim,
Böğürtlen yerken çalılıkta
Böğürtlen rengi olmuş onu seyrederdim,
Çalılar kollarımı çizerdi,
Biraz yaralarım kanardı,
Biraz kollarım ...

Yaralarımı kanatan bu kentte
Sevdim ...

Sana söylemedim mi
Sevdim ...
Adam gibi sevdim,
Dağ gibi, taş gibi
Unutursa diye korkmadan
Keşke demeden,
Her an büyük bir yangıncasına sevdim

Ateşi kalbime vereni
Sevdim...

Şimdi gelmiş soruyorsun bana
Sen sevebilirmisin,
Sana hiç söylemedim mi
Öylesine çok sevdim
Böğürtlenleri hatırla
Çok içip hasta olduğum ayranları ...
Hatırla o kız sendin ...

Hep anılarımdaki gibi
Sevdim ...

25 Şubat 2008 Pazartesi

“Yar beni güle yaz”

Zemherinin ortasında
İstanbul denen memlekette
Bir deniz kıyısında
Gözlerini hasret belledim

Hasretler bana az
Şu Aşk diyen yüreğimle
Ve seni daha çok sevmek dileğiyle
Yar beni güle yaz …

Yazdığım şiirler atlasında
Seni koydum ortasına
Senden uzak sevme adasında
Tek başıma ömrümü sürdüm …

Ne söylersem, ne yazarsam
Biliyorum senin için az
Ama sen affet beni de
Yar beni güle yaz …

Yar beni güle yaz
Dindirir bu acılarımı
Yar beni güle yaz
Kurtar tüm sevdaları

24 Şubat 2008 Pazar

ÖLÜM

Bir an sıkışır zaman, haber vardır, dönme başlamıştır ruhtan… An sıkışır, solgun yüzlerde beyazlık, üşür bedenler, görmeyle anlaşılır ki; öte gözlerden..

İnsan nasıl sarsılır ki böyle içinden, yürekler nasıl yaralanır, bedenler çırılçıplak burada kalırken… Ölmek hangi sonun başlangıcıdır ki, böyle ağıtlarla karşılanır?

Bırak gitsin, unutma ama bırakıp gittiğin o değil ki ellerinden, insandan ruh çıkarsa eğer ne kalır? Güzel bir gündü hani söğütlerin altında yatarken sen, üstünden geçen bulutları izlediğin kimdi ve yakışmaz ona değil mi topraklarla sarmalanırken?

Bir an gelir zaman sıkışır ve patlar, kulakların olmadan duyduğun en güzel melodiler eşliğinde, görmekten çok, anlayarak aklını kullanmadan… An olur ölmüşsün derler, etrafında dualardan rengarenk kelebekler…

An gelir, zaman gider, toprağa düşersin filiz verir ruhunda kelimeler, kelimelerde bedensiz, kelimelerde sessiz.. Her ölüm bir düğün, her ölüm bir vuslattır. Ölümde bir hayattır, istenmeden verilen, hep verilmeyle istenen... Ölmektir hayat diye başladığın şeyin sonu, ölmektir hayata başladığın şeyin başı, ne kadar çabaladın beden surlarında kalmak için ve ne güzeldi değilmi, çıkmaya cesaret edip yaptığın seçimin?

Bugün burada ölümden bir alacağım var, şimdi hayat yaşayacağım var… Bu yüzden ayaklarımdan daha aşağıda olmalı başım ve yüzüm daha solgun daha beyaz..




Her ölüm bir kere gelir ve hayat kimilerine verilir…


Dilek için...

O

Her gülüşte aradığım O
Her bakışta yüreğime kalan
Kumlara sorduğum O
Yudum yudum içtiğim vahalardan…

Pişman değilim düşkünlüğümden
Yüreğimdeki zenginlik O
Bir Aşk çiçeği, yürek toprağında biten
Kendi kendine büyüyen tohum O…

Her şiirimde hazır O
Ne yazdığımı bile bilmeden
Harflerle şekillenen mürekkep O
Kalp hokkasına batırılıp çizilen…







Ahh güldür yüzü
Bitirecek elbet hüznü…

23 Şubat 2008 Cumartesi

Affedin söyleyeceklerimi, ama söyleyip gidicem… Ben size Aşık oldum, bir yıldızın aniden parlayıp sonra yok olması gibi, aşık oldum.. Bir anda silindi yeryüzünden kaydım, şimdi size bunları söylüyorsam, yıkılmasın diye ilk kez farkına vardığım ruhum.

Şimdi derin bir pişmanlığa bırakmışken kendimi, ben niçin aramadım sizi? O ilk anda sizi görebildim eminim, görebildim ve bela dedim, gelecekte suretinizde çizilmiş oldu ruhuma, kaderimde…

Sizi bu kadar uzun görmeden yaşamak bela’ydı ve yahut sizi tanımadan bu kadar ölmek bela’ydı…

Şimdiyse içimde bir dalgalanma Adem’in bedenine girmekte olan ruh gibiyim, ağlamayı bilseydi ruhum ağlardı aşktan yada ben ruhumu bilseydim yanardım aşkınızdan…

Ben size aşık oldum ve ömrüm bitmeyen bir geceymiş, eğer susmuş olsaydım başa çıkamazdım bununla, Aşık sevgiliye anlatmasa arzuhalini olurmuydu?

Ben size aşık oldum, ruhum alev alev, şimdi anlıyorum ki bu ateş Musa’nın yanarken gördüğü çalıdan ve bir an gelip dursa kalbim ne gam artık ben kaybetmedim…

Ben size aşık oldum, alemin dönmeye başladığı an bu an ve durduğu an bu an.. Bu anda saçıldı ortaya evren , bu anda Aşk dendi, ne varsa içinde Aşk’a kondu, Aşk ile bir an döndü alem ve o an durdu ve bitti… Madem şu gözlerle baktım dünyaya o zaman ne yaşadıysam, benle yaşandı, bu evren benle yaşadı…

Aşk geldiğinde boşluk buldu, düşün hiç bile yoktu,Ruhum Aşk’a çıktı ve aşk bir andı, O an yaşandı, o an bitti… Ben o an binlerce doğum ve binlerce ölüm…

Ben size aşık oldum, bir çizgi çektim durdum. Siz ruhumda bir iz, küll-ü beladan…

Dedi, yüzünde ölüm renk gülümsemesiyle o aşık… Ve güçlükle kıpırdatıp dudaklarını, aşıklara selam söyledi…

18 Şubat 2008 Pazartesi

AHH SEN

Akşam iniyordu perde perde,
Yorgun yağmurlardı onlar,

Ahh sen, gecede ışıl ışıl yağmurlar,
Bitmemiş bir sigarada dumanlar
Ve ahh sen, gözlerindi onlar ve hayalin…
Ne zaman düştüm ben Aşk’a,
Bu yanmalarmıydı onlar…
Hasretsiz bir ayrılıkta, umut umut gezdiğim zamanlar..
Suretini bilemedim, sevdadanmıydı onlar,
Ne kadar çeksem, eremedim,
Gözlerimde perdelermiydi ki onlar?

Ama daha da düşmedim
İçimde için için yağmurlar…
Sır dedim sustum,
Anlaşılmış ama şiirlerimden anlamlar
Ahh sen eksik bir hayattanmıydı
Yoksa gerçeksiz bir hayal mi yaşananlar…
Düşündüm bilemedim,
Ne kadar yükmüş bana bu sorgular,

Akşam iniyordu perde perde,
Kalbimde bezm-i elest’ten hatıralar…

14 Şubat 2008 Perşembe

EFZA

Ah adını gökyüzüne sığdıramadığım,
Ah gözlerine sığındığım,
Ah bir gözyaşında ölümü şakağına dayadığım.
Sol yanımdasın yaşamaktasın dua dua..
Hayatımdasın...
Sen susuz dudaklarıma sunulan ab- ı hayat...
Sen çöllerimin serabı
Sen yüreğimin tek sevabı...

10 Şubat 2008 Pazar

Sen ne çoksun ömrümde
İşe giderken geçtiğim köşe başında
Duvara yazılmış gördüğüm -Aşkımsın-
Yada hergün bindiğim otobüste
O erkek ve kızın gözünde ki bakışsın,
Dinlediğim şarkılarda, yazdığım şiirlerde
Okuduğum kitapta, giydiğim kazakta
Ne kadar çoksun,
Sevdiğim tüm kızları senin için sevdim
Bir şey vardı senden,
Kimi gülünce sendendi,
Kimi ağlayınca,
Kimi sevince sendendi
Kimi bir şeyler verince…

Sen bir şeylersin bende,
Sevince sen geldin aklıma,
Seni sevsem böyle severdim..
Nefret edince, korktum senden
Benden nefret edermiydin ?
Bir şeylersin içimde, başı sonu yok …
Uzak bir okyanus, kokusu kalbimde,
Ne güzel bir güfte, çok eski bir besteyle
Bitmemiş bir hikaye, bitmeyecek de bu gidişle

Sen bir yangınsın içimde
Ben ateşten habersiz…

7 Şubat 2008 Perşembe

Nergisler açmıştır şimdi, kalbinin derinliklerinde
Sevgiliye gülbanklar yazar…
Sadece onun adını bildi ve hep onu söyledi,
En büyük cihada çıkmışken hukeşanlar…

5 Şubat 2008 Salı

Hiç kimse bilmez ...

Hiç kimse bilmez sevdalıyım sana ben ... Hanımeli kokulu sokaklardan geçerdin, utanırdım sana bakmaya, gözlerin gözlerime değer de yanar kavrulurum diye ... Kavruldum, hiç kimse bilmez .

Her gün sen varsın diye, güzelleşti sıralar, dersler sıkmadı, öğretmenleri sevdim ilk kez ... Hergün varsın diye bu kadar güzel günler, haftalar, seninle bakınca dünyaya anladım ... Hiç kimse bilmez ...

Seni sevdim ben, kendime ait olan dünyada, sen bile bilmeden ... Yağmurlar yağdı, güneş açtı, soğuk oldu ... Bir bardak çaya bastım soğuğu, gözlerime bağışladım yağmuru, ağladım ... Hiç kimse bilmez ...

Bir sabah kapımda gördüm seni, merhaba diyordun solgun yüzünde keder ... Küçük bir zarfın içinde bir kart, ön yüzünde bir resim arka yüzünde şiir ... Bu gelin sensin dedim, peki bu damat kim ... Yüzü öne düştü, cebinden bir mektup çıkardı al dedi, bekleyemedim daha fazla, bu mektubu ben gidince oku ...

Gidince açtım mektubu, Hiç kimse bilmez yazıyordu, sevdalandım ben sana ... Ama gelmeyeceksin anladım, umutlanamam daha fazla ...

Ben onu sevdim 2001 baharında hiç kimse bilmez, bir kuşlar bilir bir de denizler, onlarda söylemez ...

2 Şubat 2008 Cumartesi

AŞK

Efza'ya

Sonra şarkılar söyledi sevgiliye hüzzam makamında… Makam Aşk’tı, o perdeden konuşunca, kız sustu, sustu söylediği şarkıları dinledi.. Dinlemek kalple olunca, yerküre eridi… Bilinmeyen bir mekan oldu Aşk, sevgililerin gözlerine serildi. Orada kuruldu yeni bir alem, sevgili hükmetti, seven boyun eğdi…

Ben dedim, sana özendim, kimdeyse Aşk gidip almalıyım onu ondan, ekmeliyim göğsümün en nadide yerine, seni koyduğum yere… Aradım her yerde, bir yanımda ağrıyan sen, bir yanımda Aşk isteği .. Eğer ömrü güzelleştiren bir dertse aşk, meyhanelerdedir, dedim.. Fakat kadehlerin parlaklığında, ruhların sıkışmışlığında bulamadım… Bir yanım hayallerin sükutu oldu, bir yanım sen…

Sen varlığımdan beri benimle olan, bakınca hep daha fazlasını beklediğim ve hep daha azıyla yetindiğim… Sen bir yanım -hep ağrıyan yanım- susunca kalbimden dinlediğim, konuşunca illa senden bahsettiğim, sen mor sümbüllerin kokusu, düşüncemin sorusu ve belki aşkın korkusu… Sen varsın diye mi yok Aşk…

Sonbahardı, kuşlardan uzak, yapraklardan uzak… Gittim, bakışında hüzünler bırakarak.. Bir yanımda ağrı, sen… Bir yanımda, acı bir tat.. Bakınca, yalnızlığımdan ekilmiş bir tarla, bir susuzluk, ömrüm çöl olmuş vahanın içinde.. Sözler taşımıyor artık o tınıları, dizeler ahengini yitirdi artık.. Şiirler kelimelerini tanımıyor, kalemler küsmüş kalbe… Bir yanım, cehennemlerde günahkar, bir yanım gidenin arkasından yakılan ağıtlar…

Sevgili şarkılar söyler mi şimdi, hüseyni makamında ? özendiğim Aşk’sa neden bilemedim, ona bakınca ? Dedim bendeymiş Aşk, söküp aldım onu gözlerimle, onun bakışında hüzünler tutsak…

Şimdi ateşler başımda, sevgili benden uzak… Gel bana şarkılar söyle, sanki kerbela’da kalbim, çatlayacak..

Artık benim olsun hüseyni makamı, Sevgili görünceye davamı …


Sonra şarkılar söylendi, suz-i dil makamında… Makam yanmaydı …

1 Şubat 2008 Cuma

Aşka düş olsam,
Eriyip yok olsam,
Adımı soranlara,
Başka isim varmı diye sorsam...

31 Ocak 2008 Perşembe

Unutmak

Akşamdı
Hani kelimeleri bitirip
Göz göze kalmıştık
Sen ve ben

O akşam
Ellerim üşümüştü
Elini tutsam
Korktum ölesiye sevmekten

Seni unutabilirdim eğer
O akşam elini tutmuş olsaydım
Şimdi ne zaman üşüse ellerim
O korkumu hatırlarım ….

30 Ocak 2008 Çarşamba

Dönmem asla, küskünüm hikayeme ...

Yağmurda ıslanan pardösüm, saçlarım ve yanağımdan süzülen sevda, unutulmuş dudaklarının sıcaklığı.. Göğsümde, gömleğin iç cebinde, harfler karışmış birbirine, kimsenin bilmediği bu hikaye, benim hikayem, bir aşk mektubu ...
Hüznüm anlamlı cümlelere sığmaz oldu kaç zamandır. Kalbinin soğukluğundan gözlerimde buğ oldu. Kederler ömrüme yapışmış yaşadıklarımın önsözü, bir hayat çıkarsa bu hikayeden.. Sonunda hep kaybeden kahraman, bu aşk mektubu...
Ağır vurdum sokaklara şakaklarımı, sızıdan bir sevdaymış bu.. Sokak lambalarında bırakıp gölgemi, gidiyorum.. Dedim ya, yağmur var, yanaklarımda dudak izlerin.. Dedim ya, gözlerin şefkat ile kirlenmiş... Çek onları benden, terketmenin kıyısına bırak, öyle kalsın...
Kalem düştü yürekten, kaderime işlemiş bu hikayenin son satırları yazılırken, beklenen hiç gelmeyecek... Sözler iade edildi, sevdaların yetersizliğinden, sevgililer özür diledi birbirlerinden, unuttuğum ne varsa, koydum aşk mektubuna ...
Yağmur ve İstanbul , sokaklar yalnız, ışıklar solmuş, öpüşünden arta kalan acılar kalbimde, şimdi yalnızca ben varım, ayrılıklarla büyüyen bu şehirde... Dönmem asla, küskünüm hikayeme.. Harfleri karışmış mektup bu sevda, kalbime yazdım tüm lisanlarla ...

29 Ocak 2008 Salı

Sevgilinin mülkünde güle hasret...

Seni aramadığım yer kalmadı sevgili, farlı, rimelli yüzlerde, röfleli saçlarda aradım, sandım ki yüzünden tanırım, yüzleri göremedim ki sevgili, saflık kalmamış artık.. Gözler kalbi anlatırmış önceleri, gözlere baktım bulabilirmiyim diye seni, renkli gözlüklerden, mavi lenslerden başka bir şey bulamadım. Camlar kalpleri göstermiyor sevgili .

Umudu kesip şiirlere düştüm, kapandım evime insanlara küstüm. Herbir dizede, her bir cümlede beyhude aradım.. Onlarda nasıl güzel olduğunu söylemiş sevgili, çirkin olsan sevilmeyecekmişsin gibi.. Kimi öpmeyi düşlemiş, kimi kırlarda gezmeyi, zalimmişsin, bir defa yüzlerine bakmamışsın, sende sevseymişsin dünya cennet olurmuş. .. Bilmiyorlar mı ki bakmaman, sevmemen Aşkın hakkındandır..

Şarkılar da O dediler, makam makam, nota nota aradım, bestekarların hüzünlü yüreklerinde, kudümün sesinde, ney’in nefesinde.. Şarkılar söylendi, hayaller kuruldu, sevgili gıyabında... Ne ki hep bir yanın eksik kaldı, söylenenler az söylendi, keyfiyetin tahayyüle gelmedi sevgili...

Ressamlar seni resmetmiş olabilirmiydi sevgili? Çizilmeye başlansan, şekillere girmezsin gerçi, renklerdesin desem değil, fakat taklit etmiş olabilir herbir renk gölgeni.. Fırçadan tual’e, gözden gönüle mekanındır senin amenna, fakat bu kadarla kalırmısın sevgili?

Seni aramadığım yer kalmadı, sordum elele gezen bir çifte, dedim kimdir sevgili? Güzel gözlü kız , beni sevmesiyle odur ve sevilmemle benim dedi.. Mecnun dile geldi, eğer sevgili sensen bu içimde ki kimdir peki? Ferhat utangaç ve yorgun, söz aldı, sevgili olmasaydı bu dağ delinirmiydi?

Kimsin sen ve neredesin sevgili, sevildiğin için mi O sensin, O olduğun için mi sevildin? Sadece kalplerde mi olursun peki? Bu dağ sen varsın diye delindiyse, ya dağ delinmeseydi?

Seni modern dünyanın teknolojisinde aradım sevgili, Sinema filmlerine, fotoğraflara baktım, televizyonda dizilerde aradım sevgili, google’da search ettim, milyonlarca sonuç buldum*, bir tek sen yoktun sevgili..

28 Ocak 2008 Pazartesi

AŞK NEDİR ?

"Aşk, sevgiden başka bir şeydir. Sevgiyi andırması yanıltmasın seni ve başına gelirse bilmelisin. Aşk kapsar herşeyi.. Bir kız vardı, gözlerinden kalbine istediğin gibi ve bir çocuk yürüyüşü duruşu hayallerinde ki gibi. Bir sahil kenarında karşılaştınız hani."

Şöyle bir bakıp aşık olabilirmisiniz? Siz istediğiniz kişiye aşık olabilirmisiniz? O zaman aşk nedir? Belki size hiç denk gelmeyecek. Belki sizin o aşkınız şimdi mesela Küba’da yada Avustralya’da ya hiç bulamayacaksanız onu?

Aşk var mı buna göre? Yok derseniz siz ne yapmaya geldiniz peki bu dünyaya? Yanlışlık olabilir mi bu işte? Veyahut sizin büyük aşkınız her hafta değişir mi? Aşk bir hormon olabilir mi yada, her hafta farklı kişilerde bulduğunuz? Varsa eğer, ne zaman bulunur, illa bir insanda mı olur? Yoksa baharda mı sizi bulur, kalbinize sonbaharda gözyaşlarını döken?

Aşk bi matematik mi? Doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye rastlayınca; havada güzelse ve belki yağmurlu Aşık olunur mu? Sizden yaşlı olsa yada çok genç aşık olurmusunuz? Benim kurallarım var derseniz Aşkı bulurmusunuz?

Aşk elimdeki şu şarap bitince, gözlerim daha bulanık görünce, dilim peltekleşince ve beynim uyuşunca gelir beni bulur mu? Eğer gelir beni bulursa benim bu halim onun için aşk olur mu? Onun da bana aşık olması şart mıdır sonra...

"O sahil kenarında, birşey oldu kızın kalbinden, çocuğun kalbine.. Sorunca şöyle dediler; bu yaşadığımız nasıl gelir ki dile..."
 
Free Hit Counter